5 kişilik bitki ve hayvan fabl örnekleri

BALIKLAR VE KAVAL ÇALAN ÇOBAN
Anet kıza vurgunTirsis çoban
Öyle yanık türküler söyler
Öyle sesler çıkarırmış ki kavalından
Mezarlarında ürperirmiş ölüler.
Bir gün yine türküleri, kavalıyla
Yürüyormuş bir dere boyunca.
Kırlarda türlü çiçekler açmış
Tatlı yeller esiyormuş çayırda.
Tirsis çoban bir de bakmış
Sevgilisi balık avlıyor oltasıyla.
Ama şu sersem balıklara bak ki sen
Tutulmuyorlar hiçbiri çoban kızına.
İnsan, hayvan, yüreği taştan
Her yaratığı duygulandıran çoban
Balıkları da büyülerim sanmış,
Ama aldanmış;
Şöyle bir türkü döktürmüş onlara:
— Ey bu akarsuların yurttaşları;
Bırakın sizin o ünlü su perisi
Bekleye dursun derin mağarasında da
Bin kez daha güzelini gelin görün;
Tutsağı olmaktan korkmayın bu güzelin.
Onun zulmü bizleredir yalnız;
Sizler güler yüzlü karşılanırsınız.
Korkmayın, canınıza kıymak istemiyor ki,
Billur gibi bir havuzda besleyecek sizi.
Bir kaçınız bu arada can verirse de
Ne mutlu ölene Anet’in ellerinde.
Hiçbir etkisi olmamış bu söylevin.
Sağır ve dilsizmiş hepsi dinleyenlerin.
Tirsis çoban ne diller dökse nafile;
Ya, demiş, demek tatlı söz kâr etmiyor size.
Gitmiş upuzun bir ağ getirmiş
Balıklar sürüyle dolmuş içine;
Hepsini Anet’in ayakucuna sermiş.
Ey krallar, koyun değil insan güdenler,
Kimi zaman beyinsiz bir sürüye
Akıl vermek için boşuna nefes tüketenler:
Tatlılıkla getiremezsiniz onları yola.
Laf anlamazlara başka türlü davranmak gerek
Gücünüzü kullanıp ağlarınızı gererek.

 

KULAKLARI KESİLEN KÖPEK
— Ben ne yaptım, ne kusur işledim ki
Kendi efendim budadı böyle beni?
Şu maskara halime bakın:
Ben böyle nasıl çıkarım
Öteki köpeklerin karşısına?
Ah hayvanların kralları,
Daha doğrusu baş belaları,
Size yapsalar ne derdiniz buna?
Genç çoban köpeği Karabaş
Böyle yakınıp duruyormuş.
Herkes kılı kıpırdamadan seyretmiş
Kulaklarının kesilmesini insafsızca.
Karabaş çok şey yitirdiğini sanmış,
Ama çok şey kazandığını görmüş zamanla.
Dalaşmayı seven cinsten olduğu için
Kim bilir kaç kez kırlardan
Kulakları paramparça dönecekmiş eve.
Kavgacı köpek yırttırır kulağı her zaman.
Ne kadar az tutamak verirse o kadar iyi
Başka azılıların dişlerine.
Savunulacak bir tek yerin kaldı mı
Saldırıya karşı beslerler orasını,
Karabaşın boynundaki gibi bir gerdanlıkla.
Dibinden kesik de oldu mu kulakların
Kurt, kapacak yerini bulsun da kapsın.
KEKLİKLE HOROZLAR
Bir kekliği getirmiş adamın biri,
Horozlarla bir kümese koymuş.
Kekliği düşünün, hanım hanımcık;
Bir de o edepsiz, o saygısız herifleri.
Car car bağırıp çıngar çıkarmak
Bütün marifetleri.
Ama keklik sevinmiş önce
Kümeste tavuk görmeyince:
— Yaşadık, demiş; bunlar kadına düşkündür;
Âşık oldular mı bana
Kraliçe olduğum gündür.
Gel gelelim azgın ibikliler
Hiç de saygı göstermemişler
Güzelim yabancı bayana.
Bütün gün gagalayan gagalayana.
Fena alınmış kınalı keklik,
Bu ne biçim erkeklik, kadınseverlik!
Ama bakmış işin rengi başka,
Yalnız kendine değil bu kaba şaka;
Horozun horoza ettiği bin yeter;
Nerdeyse birbirlerini yiyecekler.
— Demek âdetleri bövle, demiş;
Bunlara kızmak değil acımak gerek.
Tanrı herkesi bir örnek yaratmıyor ki
Kimini horozca yaşatıyor,
Kimini keklikçe.
Elimde olsa durur muyum içlerinde?
Gider doğru dürüst,
Uslu akıllı erkekler bulurum kendime.
Bırakıyor mu buraların zorbası?
Tuzaklara düşürüyor bizi kör olası,
Atıyor horozların içine,
Kanatlarımızı da kesiyor üstelik.
İbiklilerin bunda suçu ne?
İnsanda bütün kötülük.

 

ÖRÜMCEKLE KIRLANGIÇ
— Ey Zeus, beyninden çıkartıverdiğin,
Dltimaslı yarattığın Pallas Athena
Kıskanıp Lidya’da dokuduğum kilimleri
Örümceğe çevirdi bıraktı beni.
Ne olur, bir kez de benim derdimi dinle.
Bülbülün bacısı kırlangıç
Yiyecek bırakmıyor bana hiç.
Fırıl fırıl dönüp,
Havadan, su üstünden süzülüverip
Kapıyor sineklerimi ben kapmadan.
Sineklere benim diyebilirim,
Ağlarımı özene bezene
Onlar için germişim;
Dolacaklar sürüyle içine
Bu kör olası kuş olmasa
Böyle saygısızca yakınmış örümcek,
Eskiden dokumacı, şimdi örücü Arahne:
İstediği de ne?
Bütün uçan böcekleri o avlayacak.
Bülbülün kız kardeşi, inadına,
Gösterip en ince marifetlerini
Kapmadık sinek bırakmıyormuş havada,
Hem kendisi, hem yavruları için,
İnsafsız, amansız bir av sevinciyle
Obur yavruları yuvada, ağızlan açık,
Yarım yamalak seslerle ciyak ciyak,
Sinek bekliyorlar çünkü ille de sinek.
Bir deri bir kemik kalmış zavallı örümcek,
Ve kendisi de gitmiş gürültüye:
Kırlangıç bir saldırısında,
Yürütmüş ağları mağları
Örümceğin kendisiyle birlikte
Zeus’un iki sofrası var her yerde:
Birinde usta, uyanık, güçlü olanlar yer;
Ötekinde küçükler artıkları bekler.

 

BAYAN KAPLUMBAĞA İLE İKİ ÖRDEK
Kaplumbağanın biri,
Doğuştan biraz serseri,
Bıkmış yaşadığı delikten
Başka dünyalar görmek istemiş.
Yabancı ülkelere can atan çoktur:
Hele topallar arasında
Yurdunu seven pek yoktur.
Bizim kaplumbağa iki ördeğe
Dünyaya açılmak istediğini söyleyince:
— Sen bize bırak, demiş ördekler;
Bizim yolumuz şu gördüğün gökler;
Hiç üzme kendini,
Aldık mı yanımıza
Ta Amerikalara uçururuz seni.
Neler görürsün, neler!
Ne krallıklar, ne cumhuriyetler,
Ne görülmedik milletler!
Görgünü, bilgini arttırırsın.
Odysseus da öyle yapmamış mı?
Kaplumbağa Homeros’u okumamış ama
Peki, demiş ördeklere kahramanca.
İki kuş bir uçak uydurmuş:
Bir değnek almışlar, ağızlarına
Hacı bayan futunsun diye:
— Haydi, demişler, bu değneği dişle;
Ama yolda sakın,
Ağzını açmaya kalkmayasın!
Üçü birden havalanmış böylece:
İki uçta ördekler, ortada kaplumbağa.
Görenlerdeki şaşkınlığı seyret:
Mucize diye bağırmış millet.
— İster misin, demişler, bir yerde;
Bu sırtı kabuklu kraliçe olsun,
Gezdirtsin kendini göklerde!
Kraliçe! Evet! demiş bizimki;
Kraliçe ya! Siz ne sandınız beni!
Mübarek hayvan, konuşmasan olmaz mı?
Bırak söylesinler, sen yoluna git.
Dişleri kurtulunca değnekten,
Kraliçe inmiş baş aşağı gökten.
Seyircilerin önüne düşmüş:
Dili yüzünden canından olmuş!

 

İNSAN VE YILAN
Bir yılan görmüş, insanlardan bir insan:
— Dur, hain, demiş; geberteyim de seni,
Kurtulsun şerrinden dünya.
Bu sözler üzerine kötü hayvan,
- Kötü hayvan dediğim, yılan:
İnsan da olabilirdi pekâlâ.
-Evet, bu sözler üzerine yılan
Neye uğradığını bilemeden
Bir çuval içinde bulmuş kendini,
Anlamış idam kararı giydiğini
İdamlık suçu olsun olmasın.
Haklı olduğunu belirtmek için
İnsanoğlu bir nutuk çekmiş yılana:
— Sen, demiş, nankörlüğün ta kendisisin.
Kötülere iyilik etmek budalalıktır.
Geber ki öfken ve zehirli dişlerin
Kimsenin canına kıyamaz olsun.
Yılan savunmak istemiş kendini
Dilinin döndüğü kadar:
— Öldürmek gerekseydi, demiş;
Dünyadaki bütün nankörleri,
Kimler sağ kalırdı acaba?
Kendi ağzınla kendini suçluyorsun;
Doğruysa bütün söylediklerin
Çevir gözlerini kendine bak biraz da:
Canım elinde:
Asarsın da kesersin de,
Adalet dediğin nedir?
Senin çıkarın, keyfin, esintin değil mi?
Bu yasana dayanıp öldür beni;
Ama ölürken bırak da hiç olmazsa
Ben de şunu söyleleyim sana:
İnsandır, insan, yılan değil
Nankörlüğün ta kendisi, bunu böylece bil.
— Bu laflar saçma olmasına saçma,
Haklı olmak yalnız bana özgüdür, ama
Başkalarına da soralım istersen.
— Soralım, demiş yılan.
Bir inek varmış orada, çağırmışlar;
Anlatmışlar durumu, inek şaşakalmış:
— Bunun için mi çağırdınız beni, demiş;
Yılan haklı elbet, sorulacak şey mi bu?
Yıllardır beslerim şu insanoğlunu
Her gün türlü iyilikler görür benden;
Her şeyim onun, yalnız onun içindir:
Sütümü, çocuklarımı yer içer satar,
Sayemde kesesi dolu döner pazardan.
Yaşlandıkça bozulan sağlığını
Hekimler değil, benim düzelten.
Benim bütün emeklerim, çektiklerim
Yalnız ona kâr ve keyif sağlar.
Hizmetinde ihtiyarladım, tükendim,
Ne ot verir, ne otlakta rahat bırakır
Bağlar unutur beni bir köşede.
Bir yılan olsaydı efendim,
Bundan daha nankör olabilir miydi?
Daha fazla söyletmeyin beni.
— Bunun lafına bakılır mı? demiş insan;
Bilmiyor ne dediğini, bunamış.
Şu öküze soralım.
— Soralım, demiş yılan.
Ağır adımlarla yaklaşmış öküz
Sorunu geviştirdikten sonra kafasında
Anlatmış bütün yıl gördüğü işlerin
Ne kadar ağır olduğunu;
Her yıl yeniden ekip üretmek için
Toprağın insanlara bol bol
Hayvanlara cimrice verdiği nimetleri,
Nasıl çiftten çifte koşulduğunu;
Bunlara karşılık ne sopalar yediğini;
Yaşlanınca da nasıl kurban edildiğini
İnsan günahlarının kanlarıyla yıkanmasını
Öküzlerin şeref sayması gerektiğini
İnsanoğlu bu sözleri de beğenmemiş:
— Susturalım, demiş
Bu asık suratlı nutukçuyu.
Büyük büyük laflar!
Biz yargıç ol dedik.
Savcı olup suçlamaya kalkıyor beni.
Reddediyorum onu da.
Ağaç yargıç olsun.
Ağaç hepsinden dertliymiş meğer.
Sıcağa, yağmura, rüzgârlara karşı
O değil miymiş koruyan insanları?
Bağları, bahçeleri bizim için donatır,
Ne gölgeler, ne meyveler sunarmış bize.
Bunlara karşılık hödüğün biri gelir
Vurur baltayı yıkarmış ağacı yere.
O ağaç ki bütün yıl nasıl cömertçe
İlkbaharda çiçek, sonbaharda meyve,
Yazın gölge, kışın ocak şenliğidir!
Devirecek yerde budasalar olmaz mı?
Dallarını yeniden büyütebilir.
Haksız çıkmak insanın işine gelir mi?
Zorla da olsa kazanması gerek davayı:
— Benimkisi enayilik, demiş;
Ne diye dinlerim sanki bunları!
Kapmış torbayı çalmış duvardan duvara,
İçindeki yılanın canı çıkasıya
Böyledir işte büyükler:
Akıl, mantık güçlerine gider.
Kafalarına koymuşlardır bir kez
Hayvan, yılan, her şey, herkes
Onların keyfi için yaratılmıştır
Buna karşı ağzını açan
Sersemdir, aklını kaçırmıştır.
Orası öyle; ama ne yapmalı:
Ya uzaktan konuşmalı, ya susmalı.
Fabl örneklerinden bir diğeri ise çoban ve sürüsüdür.
ÇOBAN VE SÜRÜSÜ
Nedir çektiğim, demiş çoban;
Bu sersem koyun milletinden?
Kurt geldi mi hepsi kuzu,
İstediğin kadar say, boşuna,
Sürü eksiliyor boyuna.
Dün saydım, bin koyundular,
Bir tek kurdun hakkından gelemediler.
Bir mor koyunum vardı,
Hep peşimde gezerdi;
Bir parçacık ekmekle,
Cehenneme gitsem gelirdi.
Kaval çaldım mı hele,
Karşı dağdan gelir, beni bulurdu.
Canım, mor koyunum nerede şimdi?
Zavallıyı kurt geldi yedi,
Koca sürü ne yaptı kurda? Hiç!
Bu ağıttan sonra çoban,
Sürüye bir nutuk çekmiş;
Büyüğüne, küçüğüne, topuna birden
Güzel öğütler vermiş:
— Birlik olur, sıkı durursanız, demiş.
Kurt giremez aranıza!
Koyun milleti yeminler etmiş çobana:
— Kurdu yanaştırırsak, demişler.
Yuf olsun bize.
Kahrolsun sırtımızdan geçinen,
Mor koyunu çiy çiy yiyen!
Ölmek var, kurda koyun yok!
Çoban inanmış, aferin demiş sürüye.
Ama daha o gece,
Uzaktan bir kurt görününce,
Darmadağın olmuş koca sürü.
Üstelik de gördükleri
Kurdun gölgesiymiş sadece.
Kötü askere istediğin kadar nutuk çek,
Yemin ettir ölürüz de dönmeyiz diye,
İlk ateşte hepsi kaçar yel yepelek,
Ağzınla kuş tutsan nafile

ÇAYLAKLA BÜLBÜL
Bir çaylak varmış,
Hırsızlığı dillere destan;
Köyün üstünden geçtiği zaman
Çocuklar bağırırlarmış
Eşkıya geliyor diye.
Günün birinde bir bülbül
Düşmüş bu çaylağın pençesine.
Baharın müjdecisi kuş
Çaylaktan aman dileyecek olmuş:
— Seni doyurmaz ki, demiş, benim etim:
Bütün servetim sesimdir benim.
Beni yemektense türkümü dinlesenize:
Bırakın da Tereus’un başına gelenleri
Anlatayım size!
— Kimmiş o Tereus? diye sormuş çaylak;
Eti budu seninkinden daha mı toparlak?
— Hayır, demiş bülbül; tam tersine,
Bir deri bir kemik kaldı aşkı yüzünden.
Bir türküsünü söyleyeyim de dinleyin:
Kim dinlese doyamıyor dinlemeye.
— Ya öyle mi? demiş çaylak;
Benim derdim sadece karnımı doyurmak.
Senin müziğin benim neme gerek?
— Ama beni krallar dinliyor, demiş bülbül.
— Derdini krallara anlat demiş çaylak;
Karnım zil çalarken benim
Umurumda mı senin türkülerin!

Fabl örnekleri 2 bu fabl örnedği tam olarak fabl anlatımına yeterlidir.

MUM
Anlar tanrı ülkesinden gelmiş derler.
İlk arılar gökten inince
Hymetos Dağı’na yerleşmişler.
Orada seher yelleri gizlice
Görülmedik hazineler biriktirmişler.
Göğün kızları arılar, toplayıp bunları
Kendi saraylarına getirmişler,
Küçük küçük odalara gizlemişler.
Tanrılar duymuş,
Odalarda ne var, ne yok aldırmışlar,
Ki tanrıların yediği ambrosia buymuş işte;
Odalar boşalınca
Arıların sarayında…
Ama durun, böyle anlatmayalım;
Kendi dilimizle konuşalım:
Arılar bal doldurmuş peteğe,
Bal gidince petek boşalmış,
Petekse mumdanmış.
İşte o zaman
Bu mumdan
Bir sürü mum yapmışlar
Kimi küçük, kimi kocaman.
İşte bu koca mumlardan biri
Sert olmaya imrenmiş tuğla gibi:
Madem, demiş kendi kendine,
Çamur taş kesiliyor ateşe girince
Yıllar yılı da yaşıyor, keyfince,
Ben de girer, onun gibi olurum.
Ve tıpkı Empedokles gibi, mum,
Kendi çılgın düşüncesiyle
Atmış kendini ateşe.
Mum düşünmesine düşünmüş, filozofça;
Ama yanlış düşünmüş, kötü filozofça.
Her şey, her durumda başka başkadır:
Seni eriten başkasını katılaştırır.
Mum sertleşirim diye fırına girmiş;
Girince de eriyivermiş…
Ya Empedokles ne yapmış?
Volkanın içine girince
Volkanı anlarım sanmış.
Mum da deli, Empedokles de deli,
İkisini de dinlememeli

Google'den Gelenler:

  • 5 kişilik fabl
  • 5 kişilik fabl örnekleri
  • 4 kişilik fabl örnekleri
  • 4 kişilik fabl
  • 5 kişilik fabllar
  • bitki fabl örnekleri

Bunlarada Bakabilirsiniz

E-posta adresiniz gösterilmeyecek. Gerekli alanlar * ile işaretlidir.

*